İŞTE ÖYLE BİR DÜNYA

Hiç çocuklar ağlamasa
Hiç insanlar aç yatmasa
Hiç kimse yumruğunu sıkmasa birbirine
Vurmasa insanlar birbirini
Kırmasalar insan kalbini
İşte öyle bir dünya istiyorum.
Çok mu?
Yoksa…
Yok mu?..

Doğan Katırcıoğlu / 1985

Bayram Mesajı


Ne olurdu yaşam hep bayram olsa

Az da paramız olsa

Ekmeği fırıncıdan

Suyu çeşmeden

Şekeri şekerciden

Helvayı helvacıdan

Sebzeyi sebzeciden

Meyveyi manavdan

Giysileri giysiciden alsak

Tadından yenmez bayram

Allah kabul etsin

Bayramınız bayram ola

Kalın sağlıcakla…

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mehmet Sucu’nun 3 Aralık 2008 tarihli yazısı - Enternet / Bilişim’08 ve Katırcıoğlu


Ankara’da Türkiye Bilişim Derneği tarafından düzenlenen Bilişim’08 toplantısının değerlendirme raporunda internet yasaklarına geniş yer verildi. İnternet yasaklarının geldiği nokta, toplantılarda da çokça eleştirildi.

Ortak kanı, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki okuma-yazma seferberliği gibi bir bilgisayar okuryazarlığı seferberliği başlatılarak toplumumuzun büyük kesiminin bu teknolojileri kullanabilir hale getirilmesinin, “bilişim toplumu” yolunda atılacak önemli bir adım olacağı yönündeydi.

Raporun sonuç bölümünde kısaca şöyle denildi:

Ülkemizin 21. yüzyılda etkin bir dünya gücü olarak var olabilmesi, hızla gelişen ve kendi teknolojilerini üreterek rekabetçi bir konuma gelen bir bilişim sektörü ile mümkündür. Bunun için, devletimizin bilişim sektörünü stratejik sektör olarak tanımlaması ve ölçülebilir hedeflerini belirlemesi gerekmektedir.

Ulusal Yazılım Türkiye’nin öncelikli ve stratejik sektörü ilan edilip sektöre münhasır bir müsteşarlık kurularak yazılım üretimi ve ihracatının önünü açacak ulusal yazılım politikaları ve stratejileri, özel sektörle birlikte acilen belirlenmelidir.

Ülkemizde bilişim sektörünün gelişiminin önündeki en önemli engellerden birinin vergi yükü olduğu gözetildiğinde, söz konusu vergilerin indirilmesi yönünde çalışmaların öncelikli olarak tamamlanması gerekmektedir.

Sektörün gelişimi için, içerik de çok büyük bir önemi haizdir. Buna rağmen, işletmecilerin abonelerine sağladıkları içerik genellikle bir telekomünikasyon hizmeti olarak değerlendirilip Özel İletişim Vergisi’ne tabi tutulmaktadır. Halen çok yüksek oranlarda olan Özel İletişim Vergisi’nin, bir de işletmeci tarafından temin edilen içerik üzerinden de tahsili hem işletmecileri zor durumda bırakmakta, hem de sektörün gelişimine sekte vurmakta olduğundan, içerik üzerinden Özel İletişim Vergisi’nin alınmasının da önüne geçilmelidir.

Ayrıca Evrensel Hizmet Fonu’nun da etkin bir biçimde kullanımının sağlanması sektörün gelişimine büyük katkı sağlayacaktır.

Vefa sadece bir semt adı değil

 Doğan Katırcıoğlu, gazetecilik mesleğinin duayenlerinden birisi. Şimdiki kuşak kendisini pek tanımaz. Ama gazeteciliğin zor dönemlerinde çalışmış, 6 kitap yazmış, 23 ödül kazanmış bir çınar. 50 yıldır bu mesleği icra eden Katırcıoğlu, sayısız gazetecinin en kötü günlerinde elinden tutmuştur. 1935 doğumlu bu güzel insanın şimdi bir web sitesi var.

Biyografisinde kendinden şöyle söz ediyor: Gazeteci olmaktan, daha doğrusu -eğer bu payeyi hak etmişsem- “gazeteci doğmaktan” çok memnunum. Frenklerin deyişiyle “reenkarnasyon”, atalarımızın ifadesiyle de “tenasüh” (ruh göçü) gerçekten varsa bu dünyaya bir dahaki gelişimde yine gazeteci olmak isterim.

Gazeteciliğin kat ettiği yolu görmek için bu siteyi ziyaret etmek gerekli. Özellikle genç meslektaşlarımızın mutlaka Katırcıoğlu’nun anılarını ve yazılarını izlemesinde yarar var.

mehmet@cumhuriyet.com.tr

3 Aralık 2008 - Cumhuriyet

TÜRKİYE GAZETECİLER CEMİYETİ BAŞKANI ORHAN ERİNÇ “BASIN KARTI SAHİBİ OLARAK 10.458 GAZETECİ VAR” DEDİ

orhan.jpg

TRT 2 Televizyonunda Pazar günleri ünlü yapımcı Sedef Kabaş’ın sunduğu “Medya Medya” Programına katılan T.G.C. Başkanı ORHAN ERİNÇ Türkiye’de Basın kartı sahibi 10.458 gazeteci olduğunu açıkladı.

Erinç 30 Kasım 2008 günkü programda yaptığı açıklamada: “Türkiye’de Basın Kartı Sahibi olan gazeteci sayısı ise 6.888’i Göreve Bağlı, 3.243’ü Sürekli, 299’u Basın Şeref Kartı, 98’si ise serbest basın kartı olmak üzere 10.458’dir” dedi.

“Türkiye’de ne kadar gazete, dergi, radyo ve televizyon var?” sorusuna da şu yanıtı vermiştir:

Türkiye’de gazete, dergi, radyo ve televizyonların sayısı, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün kayıtları ile gün yüzüne çıktı. Kayıtlarda Basın Kartı sahiplerinin istatistikleri de var…

Türkiye’de 55 yaygın, 23 bölgesel, 2.381 yerel olmak üzere toplam 2.459 gazete; 27 ulusal, 16 bölgesel, 215 yerel olmak üzere toplam 258 televizyon kanalı bulunuyor. Bunlardan 65’i kablo ve 92’si uydu üzerinden yayın yapıyor.

Türkiye’de 36 ulusal, 100 bölgesel, 951 yerel olmak üzere toplam bin 87 tane de radyo kanalı bulunuyor.

Bu arada ülke genelinde 24 haber ajansı ile üniversiteler bünyesinde bu alanda eğitim veren 33 iletişim fakültesi var.

İletişim fakültelerine yaklaşık her yıl 5 bin civarında öğrenci eğitim görüyor.

“Basın özgürlüğünde Dünyada Türkiye kaçıncı sırada? sorusuna da Orhan Erinç 103’üncü sırada olduğunu belirterek şu açıklamayı yapmıştır:

“Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, basın özgürlüğünde Türkiye’nin 170 ülke arasında 103’üncü olduğunu açıkladı. Merkezi Paris’te bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün (STG) yayımladığı yıllık raporda, basın özgürlüğü açısından Eritre yine en son sırada yer alırken, bu ülkeyi Kuzey Kore ve Türkmenistan izledi.

Yıllık rapora göre 170’inci sırada Burma, 169’uncu sırada Çin, 168’inci sırada Vietnam ve 167’nci sırada Küba bulunuyor. Basın özgürlüğü sıralamasında İzlanda ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi Lüksemburg ve Norveç izliyor. Sıralamada Türkiye, Ermenistan’ın ardından 103’üncü sırada yer alıyor. Türkiye’nin ardından 104’üncü sırada Maldiv adaları geliyor. Türkiye, geçen yıl 101’inci sırada bulunuyordu.”

Bir güzel insan: İsmail Cem

1970 yılının baharıydı….Babıtelli kurulmamıştı. Esamesi bile okunmuyordu.

Gazeteler şehri Babıali’deydik.

Hürriyet Gazetesi de Babıali Caddesi üzerindeki o görkemli binasında.

 

Gündüzleri binanın üçüncü katındaki “Haber Ajansı”nda Polis muhabiri, akşamları da bir kat aşağıdaki Hürriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğü’nde nöbetçi muhabir olarak çalışıyordum.

 

O sabah tanıdım onu.

Haber Müdürümüz Dinçer Güner’in yanında. Ceketinin sağ kolunun altında küçük mü küçük bir fotoğraf makinesi taşıyordu. Makinesini, Dinçer ağabeye göstermek için ceketini çıkardığında gördüm. Almanların 2. Dünya Savaşı’nda ürettikleri Laika marka fotoğraf makinesiydi. Bir benzeri de bende vardı. Almanların ürettiği adına “Casus Makinesi” dedikleri fotoğraf makinesiydi.

 

Fotoğraf makinesiyle ilgilendiğimi Dinçer Güner görmüştü.

 

“Doğan” diye seslendi. “Casusluk yapma da buraya gel.”

 

Bir ok gibi fırladım yerimden.

 

“Sizi tanıştırayım” dedi Dinçer Ağabey “Bu Bey İsmail Cem.”

 

Beni gösterdi “Bu bey de Doğan Katırcıoğlu” dedi. “En hızlı polis muhabirlerimizden.” Sonra bana döndü “İsmail Cem’i iyi takip et” dedi “Türkiye’nin gelecekteki Başbakanı” Daha sıcak sıktı İsmail Cem’in uzattığı elini. Sanki hiç bırakmamacasına. Çünkü Dinçer Güner Babiali’nin Nail Güreli gibi insan sarrafı ikizlerindendi. Birlikte çalışıyorlardı. Her önüne gelene temanna etmezlerdi. İşte o güzel adamı o gün tanıdım. Onunkinin benzeri fotoğraf makinemi de sol koltuk altımda silah gibi 24 saat taşıdım.

 

Gazeteci İsmail Cem “Basın Şehri” Babıali’de başarı basamaklarını tırmanmaya başladı. 1971 de Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi’nin başkanı oldu. Tayinle değil. Seçimle tabii…

 

1973 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışıyordum. Tabii Hürriyet ile Haber Ajansı’ndan kovulduktan sonra. Bir akşamüstü Cumhuriyet Gazetesi’nin kontenjanından Milletvekili olan Altan Öymen yanıma geldi.

 

“Sen” dedi. “İsmail Cem’i tanıyor musun?”

 

“Tanımaz olur muyum” dedim. “O bizim sendikamızın başkanı.”

 

“O zaman beni ona götür” dedi.

 

“Siz şöyle Genel Yayın Müdürümüz Oktay Kurtböke’nin yanında oturun. Ben Başkanımız İsmail Cem Bey’den randevu alayım…”

 

Altan Öymen, Oktay Kurtböke’nin odasına giderken ben de Yazı İşleri Müdürlerimizden arkadaşım Soner Girgin’e gittim.

 

“Ne o Şişman” dedi. Soner arkadaşım “Hayırdır İnşallah”

 

“Altan Öymen” dedim.

 

“Oktay Kurtböke’nin karşısında oturuyor” dedi. “Tıpkı benim gibi.”

 

“İsmail Cem ile tanışmak istiyor” dedim. “Ne yapacağız?”

 

“Ara Başkanı” dedi masanın üzerindeki telefonu önüme uzattı. Ben de 522 10 05 numaralı telefonu çevirdim. Biraz sonra İsmail Cem karşımdaydı.

 

“Buyur Doğan Kardeş” dedi.

 

Vakti müsaitmiş. Soner ile birlikte Altan Öymen’i Basın Sarayı’na götürüp TGS İstanbul Şube Başkanımız İsmail Cem ile tanıştırdık.

 

Gazeteci İsmail Cem sonra TRT Genel Müdürü oldu. Milletvekili seçildi. Bakan oldu. Parti kurdu. Genel Başkan oldu ama politikacı olamadı. Çünkü Türkiye’ye ithal politikacı Kemal Derviş ile Hüsamettin Özkan’ın politika oyunları sonucu kanser oldu. Öldü…

 

Politikacı olsaydı şimdi o başbakandı.

 

24 Ocak 2007 günü aramızdan ayrılan İsmail Cem’in ardından arkadaşı Dr. Oktay Duran  bir kitap hazırladı. Cem Ofset Matbaacılık Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı olan Dr. Oktay Duran kitabına “İsmail Cem’in Ardından” adını koydu. Matbaacılığı güzel sanatlar haline getiren “Dr. Oktay Duran Matbaacılık Okulu’nu açtı.

 

Dr. Oktay Duran “Bu kitap İsmail Cem’in anısına hazırlanmıştır. Bedelsizdir” diye yazmayı da unutmadı. Ne olur ne olmaz. Kaptan Dr. Oktay Duran önlemini almış oldu böylece.

 

Şimdi size Dr. Oktay Duran’ın “Büyük dostum, çok büyük bir insanın ardından…” başlığını attığı kitabın önsözü: 

 

Büyük dostum, çok büyük bir insanın ardından…

 

Neler söylenebilir ki, neler yazılabilir ki, nasıl biliyorsak, nasıl tanıyorsak onlar söylenir ve yazılır. İsmail Cem’in tanımlamak yazmak onun doğruluğu dürüstlüğü ve de “adam gibi adamlığı” için sayfalarda yetmez, zamanda kafi gelmez.

 

O her kesimde adı geçtiğinde, herkesin aklına ilk gelen özelliği, insan gibi insanlığı, dost sıcaklığı ile her zamanki gülen yüzü sevecenliğidir.

 

Bunun en güzel kanıtı kendisini kaybettiğimiz günün ardından Türk medyasının çok değerli yazarlarının onun için kaleme aldıkları görüşleridir.

 

Bu görüşleri, böyle bir kitapta toplamak ona duyulan sevgi, saygı ve vefa borcunun yanında, genç nesillere, böyle bir insanın varlığının, toplumsal hizmetlerinin ülke ve insan sevgisinin kanıtını taşıyan, onu tanıyanların düşüncelerinin bir belgeseli olarak belleklerde sonsuza kadar yaşatmak içindir.

 

Gerçek bir dostu, vefalı bir insanı yitirmenin onulmaz acısı, sayısız seveninin yüreğinde canlılığını daima koruyacak ve yokluğu hep hissedilecektir.

 

Seni hep özleyeceğiz, hiç unutmayacağız.

 

Büyük insan İsmail Cem, nur içinde yat, ruhun şad olsun.

 

İsmail Cem 1940 yılında İstanbul’da doğdu. Eski Dışişleri Bakanı ve gazeteci Cem, İstanbul Robert Koleji’nden (1959) ve Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesinden (1963)’de mezun oldu. Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nde Siyaset Sosyolojisi dalında master yaptı (1981). Çeşitli gazetelerde Yazı İşleri Müdürlüğü, Genel Yayın Müdürlüğü yaptı. Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi Başkanlığını yürüttü (1971-1974). TRT Genel Müdürlüğü’nde bulundu (1974-1975). 1987 ve 1991 seçimlerinde İstanbul’dan, 1995 seçimlerinde Kayseri’den milletvekili seçildi.

 

DSP TBMM Gurup Yönetim Kurulu Üyeliğine seçildi (1996). Avrupa Birliği Parlementerler Meclisi ve Batı Avrupa Birliği Asamblesi üyeliklerine seçildi (1987-1996). AKPM Sosyalist Gurubu Başkanvekilliğine seçildi (1989-91), (1993-95). AKPM ve BAB Asamblesi Türk Parlementer Gurubu Başkanlığına seçildi (1996). Avrupa Medya Enstitüsü Danışma Kurulu Üyeliği’ni yürütmekteydi. 50. Hükümette Kültür Bakanlığı yaptı (1995). 30 Haziran 1997 tarihinde kurulan 57. Hükümette Dışişleri Bakanı Papandreou ile birlikte “Yılın Devlet Adamı” ödülünü aldı. Cem, DSP’nin Ekim 2004 Kurultayı’nda CHP’ye katılma kararı almasının ardından Yeni Türkiye Partisi’ni kurarak siyasette bu partide devam etti. İsmail Cem’in, “Geri Kalmışlığın Gün”, “Siyaset Yazıları”, “Geçiş Dönemi Türkiye’si”, “Sosyal Demokrasi ya da Demokratik Sosyalizm Nedir, Ne Değildir”, “Türkiye’de Sosyal Demokrasi”, “Engeller ve Çözümler”, “Yeni Sol”, “Soldaki arayış”, “Gelecek İçin Denemeler”, “Mevsim” ve “21. Yüzyılda Türkiye” kitapları bulunuyor.

 

18 ve 19. dönem İstanbul, 20 ve 21. dönem Kayseri milletvekilliği yapan Cem, evli, 2 çocuk 4 torun sahibiydi.

 

15 Ocak 2007’de enfeksiyon nedeniyle yoğun bakıma alınarak antibiyotik tedavisi gören Cem 24 Ocak 2007 09:50’de vefat etmiştir